24 Şubat 2008 Pazar

pratik tatlı,pazar halleri ve kar





Şehrimize gene kar yağdı.Sabah kar yağışıyla uyanmak eskiden mutluluk verirdi.Şimdi ise kesinlikle mutsuzluk kaynağım oldu.Gözümde bir şirinliği kalmadı .

Klasik bir pazar günü geçirdik.Melis hanımın uzun zamandır beklediği filme gittik.Alışveriş merkezi tıka basa insan doluydu yemek katında oturacak yer bile yoktu. Bir süre sonra kalabalık insanın kafasında uğultuya dönüşüyor.Neyseki film benimde hoşuma gitti.Animasyon karakterlerini seviyorum.Winx kızlarının gözleri zamanımızın çizgi filmi Şeker Kız Candy i hatırlattı.Kocaman mavi gözleri çok hoşuma giderdi.


Bloom ailesini klupteki arkadaşlarıyla bulmaya çalışır ve kötülere karşı iyilik perilerinin gücünü bir kez daha kanıtlar....

Kız anneleri haydi sinemaya...



Geçen hafta ziyaretime gelen arkadaşlarım için yaptığım pratik tatlımda sıra..
Bu aralar kime yapsam bayılıyor.Hafif ve lezzetli bir tatlı oluyor hem de yapılışı kolay.

Malzemeler

200 gr tel kadayıf
1 paket Dr Oetker Tavuk Göğsü
500 ml süt
1 yemek kaşığı tereyağ,1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı toz şeker




Hazırlanışı


Tel kadaıflar büyük teflon tencerede tereyağ ve zeytinyağı ile 30-35 dakika ara ara tahta kaşıkla çevrilerek iyice kızartılır.Ocğın altını kısmaya yakın toz şeker konulur.

Kızaran kadayıflar 2 eşit parçaya bölünür.

Bu arada Tavuk göğsü tarife göre yapılır.Eğer misafiriniz çoksa 2 paketi 1kg sütle pişirebilirsiniz.

İlk olarak yarım ölçü kadayıf borcamın altına serilir ara kata tavuk göğsü kepçe ile üzerine dökülür.Bunun üzerine de geri kalan kadayıflar konulur.En az 2 saat bekledikten sonra afiyetle yenilir.


21 Şubat 2008 Perşembe

Sadece bizim ülkemizde olur!

Sadece Bizim Ülkemizde Olur
Yeryüzünde insanlar ya sigara içerler ya da içmezler. İçenler, sigaralarını çakmak ya da kibritle yakarlar. Ve bunların bir kısmı da kanserden ölür. Ama, dünyada demir çelik haddehanesinde çalışan hiçbir işçinin, sigarasını yakmak amacıyla 600 tonluk pres makinesinin arasından emekleyerek geçip 2450 santigrat sıcaklığındaki fırına ulaşmaya çalışırken can verdiği görülmemiştir. Türkiye'de görülmüştür, Karabük'te...
*********************
Bütün dünyada haşerat, özellikle sivrisinek vardır, buralarda da sinek ilacı kullanılır. Ama, sivrisinek yutup da midesine kaçan sineği öldürmek üzere ağzına Shelltox sıkmak suretiyle zehirlenip ölen, Türkiye'dedir. İstanbul, Sultanbeyli'de...
*********************
Dünyanın her yerinde insanlar berbere gidip tıraş olurlar Ama hiçbir berber, rahatlatmak amacıyla müşterinin kafasını sağa sola kanırtırken adamın boynunu kırıp onu öldürmemiştir. Türkiye'de öldürmüştür, Erzurum'da...
*********************
Dünyanın hiçbir yerinde bankamatikten para çekmek için düğmeye bastığınızda elektrik çarpmaz ve ölmezsiniz Türkiye'de ölürsünüz, Bozcaada'da...
*********************
Dünyanın hiçbir yerinde, otoyolda giderken radyoda duyduğu göbek havası eşliğinde göbek atmak için arabayı 'sağ şeride çeken' ve az sonra da arkadan gelen arabanın çarpması sonucu ölen bilinmez. Türkiye'de bilinir, Adapazarı'nda...
********************* Nüfus sayım günü sokağa çıkma yasağı nedeniyle bomboş otoyolda (Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur ve olamaz) sayım görevlisi 'bariyerlere' çarpıp ölmez. Burada ölür, Gebze'de...
*********************
Dünyanin hiçbir yerinde aynı işyerinde biri gece, biri de gündüz vardiyasında çalışmakta olan ve her ikisi de 'mobilet' kullanan bir baba-oğul, birisi işten çıkıp eve gider, öteki evden işe gelirken bir kavşakta karşılaşmazlar ve birbirlerine selam vermek için ellerini kaldırınca çarpışıp her ikisi de ölmezler. Burada olur, Konya'da...
*********************
Dünyanın hiçbir yerinde gemi mühendisi kazanı kontrol etmek için kazana girdiğinde biri gelip kazanın kapağını kapatmaz ve sonra da gemi yola çıkmaz. Bizde olur, Kocaeli, Dilovası'nda... *********************
Dünyanın hiçbir yerinde bir adam ayakkabısının içine kaçan taştan kurtulmak için elektrik direğine yaslanıp ayakkabısını çıkarıp silkelediğinde, yoldan geçen bir başkası onu elektrik çarptığını sanmaz ve elektrikle bağlantısını kesmek amacıyla kafasına kürekle vurarak onu öldürmez. Bizde öldürür, Rize'de

20 Şubat 2008 Çarşamba

eve döndüm....

Pazar akşamı başlayan dönüş çabalarım,salı akşam uçağının sorunsuz kalkması sonucu nihayetlendi. Kızıma ve evime kavuştum. THY nın sorumsuz davranışlarını eleştirmeen geçemeyeceğim.Havaalanına o karda kışta gitmek zaten bir sorun.Telefonla bilgi almak mümkn değil aradığımızda uçak kalkacak deniyor.Alana vardığımızda ise ilk önce 30 dak daha sonra 1 saat rötar derken iptal ediyorlar uçağı...
İnsanlar perişan halde geri dönmeye çalışıyor.Herkesin evi olmadığı için kalacak yer bulma telaşı başlıyor ondan sonra....
Dün akşam rötarsız sorunsuz indik şehrimize.Arabayı havaalanında bırakmıştık.Araba kara gömülmüş haldeydi.Yarım saatten fazla arabayı kurtarmaya çalıştık.Temizlemek bir yana etrafı da karla kaplandığı için yerinden oynatmak için arabayı itmek zorunda kaldım.Otopark için bir sürü para almayı bilen yetkililerden birtek kişi yoktu etrafta....
Bir şekilde kurtulduktan sonra ellerim ayaklarım buza dönmüş halde kızıma kavuştum.Bir daha karda kışta yola çıkmama kararı aldım.Çıkarsam da kızımı almadan bir yere gitmem....
Nasıl özlemiş anlatamam...
Beni ve babasını defalarca öptü.Sarıldı.Bizi görünce yaşadığı sevinç görülmeye değerdi.Allah kimseyi anne ve babasız bırakmasın.Kaç gündür ona özveriyle bakan babanne,hala ve dedemize de teşekkür ettikten sonra sıcak evimize döndük.....

18 Şubat 2008 Pazartesi

karlar düşerr,düşer düşer ağlarım....

Bloğumu takip eden veya beni tanıyan arkadaşlar bilirler,Kayseri-İstanbul hattının sürekli yolcusuyum.Bu kez sadece haftasonu için kızımı bırakıp eşimle geldim İstanbul'a.....
Geçen haftalarda bir kez babasıyla bırakıp annemin ameliyatı için gelmiştim .O zaman babası yanında olduğu için gönlüm çok rahattı.Bu sefer okulunu ve aldığı kursları göz önünde bulundurararak onu babaannesinin yanında bıraktık.Dün akşam bastıran kar yüzünden uçağımız iptal oldu.Bugün de muhtemelen gidemeyeceğiz.Aklım kızımda...O yanımda olsa hiç problem değil....1 hafta daha kalabilirim.Sanki orada öksüz ve yalnız kalmış gibi hissediyorum.Onun çok iyi bakıldığını bilsem de uzakta olmak zor geldi.İlk kez havaalanından eve kös kös geri döndüm.Onca senedir gidip gelirim,1 kez ,3 saat sis sebebiyle beklemek dışında,geri döndüğüm olmamıştı.Bir de ne zaman kalkacağını bilmediğim için ayrı bir endişe var içimde....
Bu bana ders oldu.Bir daha onu bırakıp hiçbir yere gitmek yok!
Dün akşam havaalanını görmenizi isterdim.İnsanlar üstüste kimse doğru dürüst açıklama yapmıyor...En az 2-3 saatlik rötarlar...Sürekli gelen dolu havaalanına fakat giden olmadığı için kapasitesini aşmış vaziyetteydi...
Herkesin sinirleri gerilmişti anlayacağınız.Bu karda kışta benim gibi yollarda kalan insanlara allah sabır versin diyorum!
Beni de en kısa zamanda kızıma kavuştursun tabii....
Eveet şimdi eşim bugünki uçağın da iptal edildiğini söyledi.Karayolları da kapalı olduğu için yarını bekleyeceğiz....

12 Şubat 2008 Salı

faydalı bir link...poster yapımı....


Kendi posterinizi yaratmak isterseniz tıklayın....Benim çok hoşuma gitti....

11 Şubat 2008 Pazartesi

gülümseten fotoğraf ve un helvası

Ablam eskileri karıştırırken bu fotoğrafı bulmuş.Gülümsetti beni...Annem ve babam 30'undalar burada...Ben de herhalde6-7 aylık.....
Çcukluğumu ve ilk gençlik yıllarımı mutlu geçirdim .35 seneyi devirdik...Annemin ve babamın kimbilir ne hayalleri vardı o zamanlar acaba kaçını gerçekleştirdiler....
Planlama konusunda daha hassas davranmam lazım galiba...seneler çabuk geçiyior.2007 yi kayıp yılım olarak düşünüyorum.Hastalıklar ve bana yaşattığı üzüntüler...
Bu sene yapmak istediklerimi bir bir gerçekleştirmeyi ümit ediyorum...
Geçen sene ihmal ettiğim arkadaşlarımı aramak daha sık görüşmek,kendime vakit ayırmak ilk aklıma gelenler.....

Bir balık akşamı sonrası eşimin tatlı krizi tutunca un helvası yapmaya karar verdim.Özlemişm de tadını en son ne zaman yediğimi hatırlamadım bile...Bu tadı özleyenler için pratik bir tarif...


Malzemeler:
1,5 su bardağı şeker
2 su bardağı un
2 su bardağı su
100g. tereyağı
2 yemek kaşığı sıvı yağ
Yapılışı:
Tencerede yağ eritilir. Un ilave edilip kısık ateşte yaklaşık 20 dakika rengi dönene kadar kavrulur.
Başka bir tencerede su ve şeker şerbet haline getirilir.Kavrulan unların üzerine karıştırarak dökülür.Ağzı kapalı bir şekilde 10 dakika demlenmeye bırkılır.Üzeri süsleyip servis edilir.
Okulların açılmasıla hayatım tekrar düzene girdi.Kızımı bu tatilde oyalamak çok zor oldu.Okulda boşalttığı enerjisi beni mutlu etmeye yetiyor...
Yeni bir hafta yeni bir dönem ve mutluyum yeniden....

3 Şubat 2008 Pazar

koku


Bazen yeni bir kitaba başlarsın ve bitirmeye fırsatın olmaz.Kitap okurken gerekli ortamı bir türlü oluşturamazsın..Bu kitabımın başına da bu geldi .Evdeki pazar sakinliğini fırsat bilip kitabımı bitirdim.Kitap filmi kadar gösterişli olmasa da okumaya değer.Zor ilerleyen yanları da yok değil...
Kitabın arka kapağından alıntı....
Patrick Süskind'in, Almanya'da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çoksatılanların oldukça dışında kalan, toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. Romana konu olan olay, 18'inci yüzyılda Fransa'da geçer. Kitabın kahramanı Jean Babtiste Grenouille ise, tüm insancıl duyumlardan ve duygulardan yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dahi olan bu genç adam, kendi kokusunun olmadığını, bulunduğu yerlerde insanların insan kokusu alamadıklarını anladığı gün dünyasını yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına sanki insanmış izlemini verecek kokular sürünmektedir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dahiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde Kafka'da görülebilecek bir insanlık tragedyasının simgesidir.

2 Şubat 2008 Cumartesi

i know what it is to be young...


Hani bir şarkı vardı eskilerden;
'I know what it is to be young,
But you don't know what it is to be old...!'

Bizim yaşlar ilerledikçe anne ve babalarımızın da yaşlanması doğal aslında.Biz hayat koşuşturmalarının içinde yuvarlanırken onlar evlerinde yaşlılığı kabullenmeye çalışıyorlar aslında...Keşke hep genç ve sağlıklı kalsalar.Benim yaş grubumdaki arkadaşlarımın anne ve babalarında hep aynı problem var.İyi olsalar bile bir bahaneyle ağrıyan bir yerlerinden yada tansiyon ve şekerlerinden bahsedip belki de biraz daha fazla ilgi istiyorlar.Aslında hepimiz biliyorum ki onlarla fazlasıyla ilgiliyiz.Bizim 24 saatimiz çok hızlı akarken onlarınki bir o kadar ağır seyrediyor ve düşünüp kendilerini dinleyecek bir sürü vakitleri kalıyor.hatırlatabiliyor.

Yaşlı olmanın ne olduğunu bilmemize gerçekten imkan yok....Neler hissederim, beni yaşlandığımda ne mutlu eder bilemiyorum.Annemi nelerin mutlu edeceğini kestiremediğim gibi...
Şimdi ameliyat sonrasında kısıtlanan aktiviteleri onu çok ama çok mutsuz ediyor.Gelecekle ilgili kaygılarını dindirmek mümkün değil...1 ay içinde daha da toparlanacak belki ama onun bu süre içinde gülümseyen yüzünü görebilmek mucize gibi...

Kızımın ve annemin üst üste gelen sağlık problemleri geçse de beni kafası karışık ve dağınık bir insan haline getirdi.Herşey gibi bu da geçecek ve gülümsemek için yeni bir sebep bulacağım kendime...

31 Ocak 2008 Perşembe

2 şey

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi
İki şey "Kalitesiz İnsan" ın özelliğidir :
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller :
1 - Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı "Nitelikli İnsan" yapar :
1- İradeye Hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey "Ekstra Değer" katar :
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır :
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar :
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır :
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller :
1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir :
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)

ada....ve sobeee...



Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun bir yerinde; milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgalarına atılarak intihar ederler. Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler; ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler. Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu, kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.İnsanların yokluğunu bile fark edemedikleri ada; kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez durağıdır. Kuşlar, binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca yorgunluktan bitkin düşen bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler?

Peki ya siz?

Sizin hiç bir adanız oldu mu?

Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?

Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceye kadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?

Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost! Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş, daima huzur ve mutluluk verecek biri, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?

Yılbaşında şöyle daha bir yakın bakın çevrenize?

Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde?

Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?

CAN DÜNDAR

(Bir mailde geldi bu yazı bana...okuyunca kendimden bir şeyler buldum.Kuşların hikayesini daha önce okumuştum.Bazen bir yazarın benden önce hissettiklerimi düşünüp yazıya dökebilmesini kıskanıyorum bu da o yazılardan bir tanesi....)
Adaları yaratmak öyle güç ki...Bazen doğru olduğunu düşündüğünüz ama sizi o kuşlar gibi suyun dibine çeken,üzen adalar da yaratabiliyoruz.Biliyorum hayat her zaman gülümsemek üzerine kurulu değil...üst üste anlam veremediğim üzüntüler yaşayabilirim.Ama bir sınırı olmalı ...Sıklıkla kötü giden ya da öyle varsayılan ilişkilerin insana zarar verdiği de bir gerçek...Ne yaparsam yapayım tekrarlanan huzursuzlukları gözümün önünden geçirdiğim zaman iki tarafa da eğer zarar ve üzüntü getiriyorsa,birbirini ne kadar çok seversen sev dostlukların bitmesi taraftarıyım.En azından bir süre görüşmeyip tartmalı insan kendini...

Neyseki sığınacak birkaç Ada'm doğru limanlarda beni bekliyor!

sevgiyle kalın....

-----------------------------------------------------------------------------------------------


Biricik arkadaşlarım Fulya ve Özlem beni sobelemişler.Konumuz 'Çocuk kitapları'....


Bir yayınevinde çalıştığım sırada tanışma ve sohbet etme imkanı bulduğum.Kendisine birkaç imza günü organize ettiğim Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Çocuklarda adı altında topladığı serisinden bahsetmek istiyorum.

Kendisine de imzalattığım bu seriden kızım çok keyif aldı....

“Çocukseverliğim şiirseverliğime eşittir” diyen Dağlarca “Çocuklarda” dizisinde bugüne kadar 20’nin üzerinde kitap yayınladı.Dizinin ilk kitabı “Açıl Susam Açıl”, Üsküp’teki azınlıkların çocukları için 1967’de yazıldı ve aynı yıl Üsküp’te basıldı. Dağlarca’nın çocuk şiirleri yazması daha eskiye gidiyor. 1951’de Ankara’dayken “Çocuk ve Yuva” adlı dergiye çocuk şiirleri yazan Dağlarca’nın o şiirleri daha sonra “Açıl Susam Açıl” kitabına girdi. 1970’ten sonra yeniden çocuk şiirleri yazma isteği duyan ozanın yapıtları birbiri ardınca yayınlanmıştır.
Dağlarca’nın çocuklar için yazdığı kitaplar birer başyapıt olarak değerlendirilebilir. Çocuklar bu kitaplardan Türkçenin en güzelini, masalların en şiircesini öğrenir, büyük bir ozanın yaratıcı hayal gücü onlara düşünmenin ve hayal kurmanın en iyi örneklerini sunar. Okulumuz 1’deki, Okulumuz 2’deki Okulumuz 3’teki şiirleri çocuklara ilkokul öğrencilerine şiir’li bir yolculuk vaadediyor. Okulumuz 1, okula başlayan çocuğun ilk izlenimlerini, Okulumuz 2’deki şiirler küçük öğrencinin Mustafa Kemal sevgisini anlatıyor. Okulumuz 3’teki şiirler ise çocuklara anadilini sevdirirken, yeryüzünü ona yaklaştırıyor.....
Ben de ileri geri,hayatkazanbenkepçe,Yanya'dan Evenez'e bloglarını sobeliyorum.....


30 Ocak 2008 Çarşamba










Fotoğraflar beni eğlendirdi.Makyaj,ayakkabı küçük pembe şeyler her daim ilgimizi çekiyor.Kızım bile makyaj malzemeleri gördüğü zaman yüzüne sürmeden edemiyor.Onumakyaj malzemelerimden uzak tutmak ayrı bir başarı tabii...Kırdığı rujlarımın sayısını hatırlamıyorum bile...Artık pahalı malzemeler almıyorum onun sayesinde....



Bütün anneler gibi,ben de tatilde kızımı oyalayabilmek için büyük çaba sarfediyordum.Kayseri karlar altında kaldı.Yaklaşık bir metre kar var evimizin bahçesinde.Kayseri-Ankara karayolu bile kapanmış.Evden çıkmaya imkan yok.İnsanın soğukta çıkası da gelmiyor aslında.Kızım arkadaşlarım diye tutturmasa benim halimden şikayet ettiğim yok.Allahtan annem yanımızda da biraz onunla da vakit geçiriyoruz.Evde tek başına olmak ikimizin de sevdiği birşey değil...

24 Ocak 2008 Perşembe

Hayatın Özeti ve okullar tatil oluyor!

Bu fotoğraf ve başlığı çok hoşuma gitti...Fotoğrafın başlığı'Hayat'ın Özeti'.....

Yarın okullar tatil oluyor.Birinci sınıf annesi olarak bu karneyi kendime itaf ediyorum.Ben de kızımla beraber çok çalıştım ve tatili hak ettim.Sadece 1-2 saat daha uyuyup dinç olabilmek istiyorum.Kızımla ders harici vakit geçirebileceğim için de mutluyum.Öğretmenimizin verdiği tatil ödevimizi de çok beğendim.Kızımla artık günlük tutacağız.Yaşadıklarını yazıya dökebilmesi çok hoşuma gidecek.Kırtasiyeye gittim ve onunda beğeneceğini bildiğim bir günlük satın aldım.Eve gelince gerçekten hemen başlamak istedi.Onun ödev olarak algılamadığı bir görev oldu bize.....
Eski günlüklerimi hala saklıyorum.O ilk genç kızlık hayallerimi ve düşüncelerimi ara ara okumak bana yaşam enerjisi veriyor ve hala var olan hayallerimin bir adım gerisindeysem ona ulaşma çabaları içine giriyorum.Kızımın önünde koskoca bir yaşam var.Şimdilik hayalleri benim ona karşılayacağım cinsten olsa da ,yazdıklarını ilerde okuyunca gülümsemesine sebep olacağını biliyorum....
Tüm okullu çocuklarımıza ve annelerine iyi tatiller diliyorum.

21 Ocak 2008 Pazartesi

Kronobiyoloji

VÜCUDUMUZDA 24 SAATTE NELER OLUYOR?

İnsanoğlu 24 saatte tam 24 kez değişiyor. Ruh hali, vücut ısısı, tansiyon, kalp atışı, hormonlar sürekli uğraş halinde oluyor. Biyologlar, doktorlar ve farmakologlar bu olağanüstü duruma "Kronobiyoloji" adını veriyorlar.

İşte bedenin 24 saatlik faaliyet raporu.
06.00

Kortizon salgılamasıyla organizma uyanıyor. Bu uyanma vücut için kendini yavaşca kalkmaya hazırlama işareti. Metabolizma hareketleniyor, günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır oluyor.

07.00

Vücut hâlâ zayıf. Spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenirsiniz. Spor yerine kahvaltı edin, sindirim bu saatte mükemmel çalışıyor.

08.00

Libidonun en yüksek olduğu saat. Fazla miktarda hormon salgılanıyor. Sigara tiryakileri için de durum aynı. Kahvaltı sigarası damarları her zamankinden daha fazla çok daraltıyor.

09.00

Vücudun dinç, kuvvetli olduğu saat. Herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zaman. İğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülüyor, vücut röntgen ışınlarına karşı daha dirençli oluyor.

10.00

Organizmanın kendine gelme, 'ben burdayım' deme saati. Fazla enerjik, vücut en yükes ısı seviyesinde. Verimliliğimiz de öyle. 'Kısa süre belleği' iyi durumda.

Bir önemli ayrıntı: 10.00 ile 12.00 arası enfarktüs olaylarına sık rastlanıyor.



HAZIR CEVAPLIK SAAT

11.00

Vücudun tam formunda olduğu, verimli olmaya programlı bir saat. Kalp ve dolaşım o kadar zinde ki yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir. Hazır cevaplık tavan yapar, özellikle hesap işleri, matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde, zorlanmadan çözülür.

12.00

Dinlenme saati. Dikkat azalıyor ve insanı uyku basıyor. Midedeki asit miktarı fazlalaşıp, beyindeki kan akımı azalıyor. Zira kan sindirim organlarını desteklemesi için mide tarafından kullanılıyor. Öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre enfarktüse %30 oranında az rastlanyor.

13.00

Vücut formdan düşüyor. Verimlilik gün ortalamasının %20 aşağısına iniyor. Bütün organlar en alt düzeyde çalışıyor, sadece safra öğle yemeğini hazmetme faaliyeti gösteriyor.

14.00

Bitkin oluruz. Çünkü tansiyon ve hormon düzeyi düşüyor. Diş doktorundan korkanlar için en uygun randevu saati. Çünkü bu saatte acı az hissediliyor. Lokal anestezi uzun süre devam ediyor (30 dk.).



HOŞ GELDİN ENERJİ

15.00

Enerji geri geliyor, bellek tam formunda. İkinci verimlilik dönemi başlıyor ama sabahkinden az. 16.00

Spor için en iyi saat. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumda.

17.00

Organların faaliyeti üst düzeye çıkıyor.Kuvvet artıyor, oksijen harcanıyor, böbrekler ve mesane çok çalışıyor. Tırnaklar ve saçın en çabuk uzadığı zaman. Midedeki asit miktarı fazlalaşıyor. 17.00'ye doğru mide kanaması geçirme riski artıyor.

18.00

Akşam yemeği için ideal saat. Pankreas bu saatte özellikle aktif.

19.00

Kan basıncı ve nabız tembelleşiyor. Bu nedenle kan basıncı düşüren ilaçlara dikkat, tehlikeli olabiliyorlar. antidepresanların tesiri de bu saatte daha fazla.

20.00

Karaciğerdeki yağ düzeyi düşüyor ve kirli kan kalbe her zamankinden daha fazla akıyor. Alerjisi olanlar ve astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. Etkisi hemen görülüyorr. Antibiyotikler de az dozda alınsa bile etkileri en üst düzeyde oluyor.



YEMEĞİ KESİYORUZ

21.00

Sindirim organlarının günlük görevi sona eriyor. Gelen herşey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalıyor ve bu çok tehlikeli. Kalan yemekler bağırsak sahasındaki mukozaya hücum ediyor.

22.00

Vücudun polisi akyuvarlar aktif hale geliyor. Sigara içenler dikkat! Bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri çok zor atıyor. 23.00 Organizma gün boyunca aktif faaliyet gösteren stres hormonunun salgılamasını durduruyor. Sakinleşip, rahatlıyoruz.



TATLI RÜYALAR

24.00

Uyurken deri hücreleri durmadan çalışıyor, gündüz olduğundan daha sık bölünüyor. İlk rüya safhası, yarım saat içinde rüya görmeye başlıyoruz.

01.00

Verim en alt düzeyde. Bu saatte çalışanlar hata yapabiliyor, dikkat azalıyor, çünkü vücut kendini uyumaya programlıyor.

02.00

Araba kullananlar dikkat: görme zayıflıyor, tepkiler yavaşlıyor, kazalar bu saatte çok oluyor. 03.00

Bedenin de ruhun da en karanlık safhası. Melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapıyor. İntihar edenlerin sayısı fazlalaşıyor.

04.00

Stres hormonundan enerji kazanıyoruz. Enfarktüs krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında çok oluyor; çünkü kan basıncı oldukça yükselip, damarlar geriliyor. Doğum yapma olasılığının en yüksek saati.

05.00

Erkeklik hormonu salgılanması artıyor. Strese hormonu bizi faaliyete geçiriyor ve gündüz değerinin tam 6 katına çıkıyor. Vücudumuz harekete geçiyor kaybolan enerji yeniden geri geliyor. Gelsin, yeni bir gün başlıyor.

ahşap boyama örnekleri....

---------------------------------------------------------------------------
FAYDALI BİR LİNK....
http://www.ataturkculuk.net/2008AtaturkTakvimi.htm

Takvimde istediğiniz günü tıkladığınızda Atatürk ile ilgili o güne dair bilgilere ulaşıyorsunuz...

---------------------------------------------------------------------------





Yeni bir haftaya merhaba dedim....Uzun zamandır bloğumu güncelleyemedim.Annem bel fıtığı ameliyatı olduğu için 1 haftadır onunla ilgileniyordum.Ondan öncesi de ameliyat öncesi stresi...
Şimdi biraz toparlandı da rahatladım...
Bu arada kızımla ilk kez ayrı kaldık.Babaannesi ve halası ona çok iyi baktılar.Biraz şımarmış büyük ölçü beni özleiş halde evine döndü.Şimdi herkes çok mutlu.
Bugün size arkadaşım Betül'ün yaptığı ahşap boyama örneklerinden birkaçını yayınlıyorum.Gerçekten yüreğin vererek yapıyor çalışmalarını.Yapım aşamaları hakkında sorularınız olursa yazmaktan çekinmeyin....

10 Ocak 2008 Perşembe

kapılar........





Nedense fotoğraf makinemle ilginç kapıları çekmeye bayılırım.Bugün bir kaçını sizlerle paylaşacağım.Kapılar, ardında bambaşka mekanlar ve yaşamlar barındırır.Hiç ummadığınız bir kapının arkasında harikalar, ihtişamlı olan bir başkasının ardında çürümüşlüklerle karşılaşabiliriz.Bunu yaşamla örtüştürürsek yaptığımız her seçim yeni bir kapıyı aralamak değil midir? Kapıyı açmadan arkasında bizi bekleyen şeyin ne olduğunu bilemeyiz.Kötü olduğunu düşündüğümüz bir çok seçimimiz bizi şaşırtıp mutlu etmemiş midir?.



Yaşam ve gerçeği bir arada fotoğrafladığım bu kapıda gördüm.Kapıyı açmadan önce;Allahım nereye giriyorum? geri mi dönsem? diye düşünmüştüm.Tabii ki merakımı yenemeyerek gene girdim içeri ve birkaç adım ilerledikten sonra alttaki fotoğraflarda gördüğünüz mekana ulaştım....


Önyargılı olmamak gerektiğinin bir başka kanıtı....


Bir kapı daha.......


7 Ocak 2008 Pazartesi

ahşap boyama tepsi


Yeni bir haftaya merhaba...

Yeni yılın ilk haftasına başlarken eminim hepiniz koşuşturma içindesiniz benim gibi.Çocuklu arkadaşlarım haftasonlarını inanıyorum benim gibi yoğun yaşıyorlardır.Cumartesi sabahı kursa götür getir,hemen hemen her hafta bir arkadaşının doğum gününe götür getir,cumartesi akşamı eşinle bir etkinliğe katıl veya bir arkadaş toplantısına git derken eve nasıl geldiğimi bilemiyorum.

Hele hele böylesine 30 cm kar altındayken tüm bu programları nasıl gerçekleştirdim ben de bilmiyorum.Pazar günlerimiz ise klasik....Melis babanneden alınacak.Güzel bir aile kahvaltısı yapılacak.Kahvaltıdan sonra derslerin başına geçilecek.Akşama kadar tamamlanması sağlanacak.Akşam üstü de dışarda güzel bir yemek ve market alışverişi yapılacak, eve gelip güzel bir çay demledikten sonra Melis banyoya sokulacak ve yatırılacak ve son olarak çayımı yudumlarken bircik dizim Nip/tuck' ın başlaması beklenecek....

Sonra düşünüyorum; Bütün bu rutinleri seviyorum...Hayat akışımda herhangi akslik olursa huzursuz oluyorum.Kışın evimin dingin halini seviyorum.Pijamalarımı ve sabahlığımı giyip televizyon karşısına kurulduğum ya da kitap okumaya başladığım anlarda aldığım zevk erken orta yaş halleri gibi gözükse de beni mutlu ediyor.


siyah ve altın renginin asilliği bu tepside ortaya çıkmış.Kelebek motifli dekopajlar boncuk boya ve altın renkli boya ile tamamlanıp tepsi süslenir.Son olarak verniklenir....

3 Ocak 2008 Perşembe

hoşgeldin 2008

2008 in bu ilk günlerinde biricik kızım melis ve ben okulların sınav sebebiyle tatil olmasını fırsat bildik,evde mutlu mesut dinleniyoruz.Bayramdı yılbaşıydı derken kendimi yorgun hissediyorum.Bazen insanın evi kadar hiçbir yerde rahat etmediğini düşünürüm. Bu sadece bir gün sürer ve ertesi gün kendimi yeniden sokaklarda bulurum.
2008 den beklediklerim bir bir gerçekleşecek biliyorum...Piyongodan sadece amorti çıksa da umutsuzluğa kapılmak için daha çok erken!

28 Aralık 2007 Cuma

yılbaşı


Bu sene benim için sıkıntılı bir sene oldu.2008 den o kadar çok beklediğim şeyler var ki...
Mutluluk ve keyif ,
Ailem ve arkadaşlarım için sağlık,
Kızıma okulda,eşime işinde başarı,
10 kilo vermeyi başarmak,
ilk dileklerim arasında....
Sizlerinde bir sürü dileklerinin olduğunu biliyorum...İnşallah hepsi teker teker gerçekleşir ve 2008 bize istediklerimizi verir...





24 Aralık 2007 Pazartesi

Bayram ve pratik rulo börek....



Güzel bir bayramı geride bıraktım.Ailenin sürekli bir arada olabildiği nadir zamanlar oluyor bayramlar.Bize de bunun keyfini çıkarmak kalıyor.Özellikle baba kız normal zamanlarda birlikte çok fazla vakit geçiremediği için ikisi için bayramlar ayrı bir önem kazanıyor.İstanbul'a yılbaşında gideceğim için bu sene evimizde kalmayı tercih ettik.Bir gün Melis'i babaannesine bırakarak güzel bir Kapadokya gezisi yaptık.Havanın buz gibi ve karlı olması dışında keyfimizi bozacak hiçbir şey olmadı.

3. ve 4. günü ise yoğun bir bayram trafiği yaşadık...Geldi geçti bile işte...



Bu aralar hamaratlığım üstümde....Netten sürekli kolay ve pratik ama bir o kadar da lezzetli olabilecek tarifler bulup deniyorum.Her seferinde başarılı olmuyor tabii ki...Lakin bu tarif çok başarılı ve lezzetli olduğu için sizinle paylaşmak istedim...






Malzemeler;

12 adet milföy

200 gr kıyma(veya patatesli yapılacaksa 4 adet patates)

1 orta boy soğan

1 tatlı kaşığı zeytinyağ

biber salçası

1 yumurtanın sarısı

susam


Yapılışı;

Harcı kıymalı veya patatesli kendi zevkinize göre hazırlayabilirsiniz.Peynir tarzı eriyen malzeme kullanılmıyor sadece.....Ben kıymalı yaptım soğanı biraz pembeleştirdikten sonra kıymayı kavurup salça ve baharatlarla tadlandırdım.

12 adet milföyden üste 3 yana 4 sıra dizilerek bir dikdörtgen elde edilir.Rulonun kalın polmasını isterseniz kare de yapabilirsiniz.Bu size kalmış....Yumuşamaya başlayınca bir merdane veya el yardımıyla bu milföyler birleştirilir.Boşluk kalmadan büyük bir dikdörtgen oluşturulur.Hazırladığımız harcı üstüne yayalım ve rulo haline getirelim.Bir poşete koyarak deep-freeze de enaz 1 saat bekletelim.Daha sonra istediğimiz kalınlıkta keselim ve fırın tepsisine dizelim.Üzerine yumurta sarısı ve susam ekleyerek 170 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirelim....


Not: Milföyleri misafir sayınıza göre miktar olarak arttırabilirsiniz.Ben çoğunlukla büyükçe bir rulo hazırlıyorum.Yemeklerin yanına istediğim miktarda kesip pişiriyorum.Ani misafirler içinde hem lezzetli hem de görünüşü güzel bir ikram oluyor.


19 Aralık 2007 Çarşamba

kurban bayramı...


Kurban bayramınızı kutluyorum.Aileniz veya sevdiklerinizle hoşça vakit geçirmenizi diliyorum...

18 Aralık 2007 Salı

faydalı bir link...topkapı sarayını gezin dolaşın...


Sol tarafta Topkapı Sarayının planı çıkıyor.Üzerinde gümüş rengi ilebelirtilmiş noktalardan istediginiz yeri tıklıyorsunuz sağ taraftaçıkan görüntüyü keyifle izliyorsunuz. Görüntü 360 derecelik panaromikfotoğraf şeklinde mouse basili tutarak sağa sola istediğiniz hızda hareket ettiriyorsunuz.
Kızımı dolaştırdım...siz de deneyin!

ayrıca Ayasofya müzesi'ni de sanal olarak gezeblirsiniz...

17 Aralık 2007 Pazartesi

melis dağda....ve Boş Oda(vacancy)










Kayseri de kayak mevsimi başladı.Kızımı daha kayağa başlatmadığım için kızak keyfiyle yetinmek zorunda kalıyor.Çocuğunuza kızak kaydırmanın o kadar kolay olduğunu sanmayın.Tepeye kadar bilmem kaç kere çıkacaksınız.Anne yukarıdan bırakacak baba aşağıdan tutacak derken çocuk ne kadar keyif alıyorsa da defalarca yinelenen inme çıkma olayı anne ve babayı yıpratıyor.Bu sebeple en kısa zamanda kızıma kayak öğretmeye başlayacağım.Dağın benim için en güzel tarafı o temiz havayı içime çektikten sonra sucuk ekmek yemek ve üstüne dağ manzarasına karşı güzel bir kahve içmek...Yanında da iyi bir sohbet arkadaşı varsa değmeyin keyfime....

Kızım mutlu ben mutlu derken hava biren tipiye dönmeye başladı ve evimize dönüp geçen gün aldığım filmlerden birini seyretmeye karar verdik.Gerilim filmlerini nedense seviyorum bu aralar.Çayımızı demledik.Güzel bir böreği attım fırına,kızım arkadaşıyla biricik dizisi 'heps1'i seyrederken bizde film keyfi yaptık....Güzel bir pazar geçirdiğimi söyleyebilirim...Çocuklu ailelerin en büyük keyfi de bu olsa gerek...


filmin konusu ise şöyle;

Araları açık bir karı kocanın arabasının gecenin geç bir saatinde gözlerden uzak bir taşra yolunda bozulması akla hayale gelmeyecek bir kabusa yol açar. Çift şeritli ıssız ve karanlık bir otoyolda arabasız kalan David Fox (Luke Wilson) ve yakında boşanacağı eşi Amy (Kate Beckinsale) geceyi tuhaf ama zararsız görünümlü bir adam (Frank Whaley) tarafından işletilen döküntü bir motelde geçirmeye mecbur kalırlar. Son derece kirli ve her yeri dökülen odalarında sürekli didişen çift, gizli bir bölmede, rahatsız edici derecede gerçekçi görünen, ev yapımı işkence filmleri bulurlar. Kanlı mı kanlı bu video filmlerinin o an içinde bulundukları odada çekildiğini anlayınca, David ve Amy aralarındaki sorunları bir kenara bırakıp oradan kaçmak için el ele vermedikleri takdirde sadist film yapımcısının bir sonraki kurbanları olacaklarını anlarlar....

13 Aralık 2007 Perşembe

melis in dişleri.....


Sonunda ,kızımın büyüme belirtisi olarak gördüğü süt dişleri dökülmeye başladı.Dün akşam nasıl büyük bir mutlulukla yanıma koştuğunu anlatamam.Sınıfıdaki arkadaşlarının dişleri dökülmeye başlayınca sürekli kendisininkileri kontrol ediyordu.Bir de baktım arkadan kalıcı dişleri çıkmaya başlamış bile.Bütün büyükler sırayla arandı ve müjdeli haber verildi.Onun coşkusuyla evde bir parti havası esmeye başlandı.Babaanne ,dee ve hala ısrarla davet edildi ve diş pastası kesildi.Bizim evin halleri böyle işte....

Ben de bunun üzerine kendim ve sizin için bu aşamaları internette biraz araştırdım.


Süt dişleri, genellikle 6-7 yaş civarında çıktıkları sırayla ( genellikle önce alt ön kesiciler ) dökülüp yerlerini kalıcı dişlere bırakırlar. Bu dişler, artık çocuğunuzun kalıcı dişleri olduğu için bu dönemde ağız, diş bakımı da daha önem kazanıyor.Yeni bir diş fırçası ve onun seçtiği bir macunla dişlerini nasıl koruyabileceğini tekrar anlatmalı....




Kalıcı dişler 6-7 yaş dolaylarında çıkmaya başlar.18-20 yaş
dolaylarında 4 adet akıl dişlerin çıkmasıyla 32 ye tamamlanır.

1 Orta kesiciler------7 yaş
2 Yan kesiciler-------8 yaş
3 Kaninler-----------10 yaş
4 1. Küçük azılar-----9 yaş
5 2. Küçük azılar----11 yaş
6 1. Büyük azılar----6 yaş
7 2. Büyük azılar---12 yaş
8 3. Büyük azılar---18 yaşından sonra


Tablodaki yaşların yaklaşık rakamlar olduğunu; 1-1,5 yıl önce veya sonra sürmesi gereken dişin vakitsiz sürebileceğini, bazen de gecikmeler olabileceğini unutmayalım.
kaynak.www.hekimim.com

12 Aralık 2007 Çarşamba

kitap yazısı...


Kızım okuma yazmayı öğrendiğinden bu yana dünyası değişti.Her haftasonu kitapçı ziyaretlerimizde daha bilinçli.Kendine uygun kitapları seçerkenki ciddiyetini görmenizi isterdim.Kitapları tek tek inceliyor başlıkları okuyor ve zevk alıp almayacağını düşünüyor.Bizim kitap okuma zamanlarımızda kendi kitabını alarak büyümüş havalarında yanımıza geliyor.Kızım için istediğim en önemli şeylerden biri isteyerek kitap okumasıydı ki bunu aşıladık galiba...

Paul Auster' in yeni romanını çıkar çıkmaz aldım.Hayal gücüne ve romanlardaki kurgusuna hayran kaldığım yazarlardan biri.Bana tavsiye etmek size de okumak düşüyor....

Eski hayat sigortacısı Nathan Glass, yakalandığı hastalıktan ötürü ölüme gün saymaktadır. Karısından boşanmış, emekli olmuş, tek kızından kopmuştur. Bir başına kalmak için, kimsenin kendisini tanımadığı Brooklyn'e gelir. Bir süre sonra nicedir kayıp olan yeğeni Tom Wood'la karşılaşır. Tom'un çalıştığı kitabevinin sahibi Harry Brightman da, kaderin Brooklyn'e sürüklediklerindendir. Tom ve Harry aracılığıyla dünyası genişleyen Nathan yepyeni dostlar edinir. Giderek başkalarının acıları ve yaşam savaşları kendi umarsızlığına ağır basacaktır... Günümüz Amerikan edebiyatının en seçkin yazarlarından Paul Auster'ın yeni romanı Brooklyn Çılgınlıkları, hiç kuşkusuz, en içten, en coşkulu kitabı. Üç kişinin Brooklyn'de kesişen yaşam çizgilerini ustalıkla ören roman, sıradan insan yaşamının görkem ve gizemlerine unutulmaz bir övgü. (Tanıtım Yazısından)

11 Aralık 2007 Salı

Karayip Korsanları 3 ve pratik etimek tatlısı


Haftaya harala gürele başladık.Koşuşturmacalar bitmiyor.

Dün akşam eşimle,Karayip Korsanları 3 'ü seyrettik.Karayip Korsanları’nın maceraperest kaptanı Sparrow'u canlandıran Johnny Depp'in yaramaz çocuk tarzındaki oyunculuğunu seviyorum.Bu tarz filmlerin sayıları çoğaldıkça ilkinden aldığım tadı alamıyorum nedense.Gene de klasik bir Pazartesi akşamı için güzel bir film.Bizim gibi okullu çocuğu olan aileler için sinema bir hayal olduğu için yeni çıkan DVD lerle yetinmek zorunda kalıyoruz.Evde seyretmek daha keyifli geliyor hatta....Neyse filmin 3.serisini merak edenler seyretsinler...



Malzemeler;

1 paket tuzsuz etimek

1 paket krem şanti

1 paket crem o'le vanilyalı

1 paket çilekli jöle

muz

süt

şerbet için,

1 bardak şeker

1 bardak su
1 tatlı kaşığı limon suyu


Hazırlanışı;

şeker bir teflon tencereye konulur.Yüksek ateşe konulur şekerler eriyip karamelleşmeye başlayınca üzerine sıcak su velimon suyu konulur.Bir taşım kaynatılır.Bir borcama dizdiğimiz etimeklerin üzerine kepçe yardımıyla yavaş yavaş etimeklerin üzerine dökülür.


Jöle tarife uygun yapılır.Borcamımızla aynı ebattaki bir başka borcama ıslatıldıktan sonra dökülür soğumaya bırakılır.


Crem o'le ve krem şanti 500 ml sütle beraberce karıştırılır.Islanan etimeklerin üzerine dökülür.

Meyva parçaları üzerine dizilir.Son olarak jöle dikkatlice üzerine yerleştirilir.


Buzdolabında 2 saat bekletildikten sonra servis edilir.

10 Aralık 2007 Pazartesi

çocuklarda öksürük

Kızım hastalanıp öksürdüğünde hep huzursuzlanırım.Kış aylarnı annelere kabusa dönüştüren birşeydir bu. İlaç verirsin geçmez,bitkisel karışımlar denersin geçmez.Her annenin böyle karışımları vardır aslında...Ben de sizin için Çocuklarda öksürük ve bunun sebeplerini araştırdım.Hepinize iyi haftalar....

Çocuklarda Öksürük

Çocuk öksürüğü aileleri en çok rahatsız eden hastalık belirtilerinden biridir. Çocuğu yorar, aileyi üzer ve uykuları böler.Ancak çocukta öksürüğe sebep olan birçok hastalık çok ciddi değil, sadece can sıkıcıdır.Öksürük sadece ciğerleri bakteriler, virüsler ve birtakım yabancı cisimlerin zararlı etkilerinden koruyan bir savunma mekanizmasıdır.
Öksürüğün sebebi nedir?

Normal koşullarda burundan başlayarak akciğerlere kadar uzanan solunum yolunun üst tabakası toz, bakteri, virüs ve diğer yabancı cisimleri yakalayan ince bir mukus tabakası ile kaplıdır. Çocuklarda yaklaşık olarak günde 0,5 litre mukus yapılır.Cilia adı verilen çok küçük tüy gibi yapılar bu mukusu korumaya çalışır ve solunum yollarına giren yabancı içeriği küçük süpürgeler gibi hareket ederek dışarıya atar.Çocukta solunum yolu enfeksiyonu başladığında ciliaların bu doğal temizleme hareketleri ortadan kalkar.Solunum yolları da kendisini etkileyecek yabancı cisimlerden korunmak için daha da kalın bir mukus tabakası oluşturmaya başlar.İşte öksürük ciliaların hareketlerinin bozulduğu bu ortamda solunum yollarının temizliğini sağlamak için ortaya çıkar.Ciliaların hareketlerini yeniden düzenleyebilmek için enfeksiyon geçtikten haftalar sonrasına kadar çocukta öksürük sürebilir.Öksürüğün sebebini bulmak bazı durumlarda zor olabilmektedir. Çocuklar çoğunlukla hastalık belirtilerini anlatamazlar, bazen muayene ile de bir şey bulunamaz ve bu durumlarda akciğer fonksiyon testleri gibi bir takım laboratuvar testleri yapmak gerekebilir. Aileden alınacak küçük bilgiler ısrarlı öksürüklerin sebebinin bulunmasında yardımcı olacaktır.Örneğin sürekli sigara dumanına maruz kalma, evdeki toz ve akarlar gibi allerjen maddeler, evcil hayvanlar bu türlü ısrarcı öksürüklerin sebebi olabilir.Öksürükle birlikte sarı,yeşil burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, nefesin kötü kokması da varsa genellikle sinüzit düşünülür.Solunum yollarına çekirdek, fındık vs. yabancı cisim kaçması sonucu da öksürük ortaya çıkabilir.Astım, soğuk algınlığı, sigara dumanı da muhtemel öksürük sebeplerindendir.Öksürük sesi bazen tanıda yardımcı olur. Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya zatürrede ortaya çıkar.Balgamlı öksürükler ise genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ile oluşur.Boğmaca ve krup ta da kendine özgü öksürük sesi vardır. Soğuk algınlığında veya sinüzitlerde öksürük genellikle yatarken ( mukus sürekli boğaz gerisine akmaktadır) artar.Çocuk sabah kalktığında şiddetli öksürerek ve bazen de kusarak bu mukusu temizlemeye çalışır. Israrcı öksürükler ise bronşit, zatürre veya astımda görülür, pzisyonla ilgisi yoktur, gece veya gündüz oluşabilir, egzersizle artar.Çığlık atmak, bağırmak veya gülmek ile şiddetli bir öksürük atağı oluşabilir.Bebeklik yaşlarında zatürre ve bronşiolit hastalıkları oldukça ciddi hastalıklardır. 1 yaşın altındaki bebeklerde havayolları henüz çok küçüktür. Bazı virüsler bu küçük hava tüpleri (bronşioller) in zarar görmesine sebep olurlar.Aldıkları hava yetersiz gelmeye başlar, nefes almakta güçlük çekerler ve acil müdahaleye gereksini duyarlar. Astım uzun süreli öksürüklerde en çok görülen sebeplerden biridir. Genellikle öksürük dışında başka belirti yoktur.Dinlemekle göğüste tipik solunum sesleri duyulur.Ne yapmalıyız ?Öncelikle evde kesinlikle sigara içmemelidir. sigara dumanı ciliaların hareketlerini felce uğrettığı gibi mukus salınımını da arttırır.İkinci önlemimiz ise mukus salgısını inceltmek ve irritasyonu yumuşatmak için çocuğumuza bol su veya benzer sıvılar içirmek olmalıdır. Üçüncü önlemimizde havayı nemlendirici cihazlar kullanmak olabilir.

Ne zaman endişelenmeliyim, çocuğumu mutlaka doktora göstermeliyim ?
Çocuğunuz 3 aylıktan küçük 38 derece üzeri ateşli ve öksürüğü varsa
Çocuğunuzun öksürük nöbetleri ile birlikteaşağıdakilerden biri de varsa:
Nefes almakta güçlük,
Nefes alıp verirken hırıldama
Dudaklarında veya tırnaklarında morarma
Ağlarken veya konuşurken nefes kesilmesi
Nefes alıp verirken göğüsünde gözle görülebilen çökmeler
Katılmalar, öksürük esnasında 15 sn den fazla süren nefessiz kalmalar.
Nefes alma esnasında ses gelmesi
Bebeğiniz öksürük nedeniyle ememiyor veya biberonla beslenemiyorsa.(öncelikle burnunun tıkalı olup olmadığını kontrol edin)
Bebeğiniz öksürük aralarında rahatlıkla emebiliyor veya biberonla beslenebiliyorsa
Çocuğunuzda öksürükle birlikte hızlı soluk alıp verme varsa:
2 aydan küçük bebeklerde dakikada 60 solunumdan fazla ise
2-12 aylık arası dakikada 50 solunumdan fazla ise
1-5 yaş arası dakikada 40 solunumdan fazla ise
Öksüren çocuğunuzda dehidratasyon (vücutta aşırı su kaybı) belirtileri varsa
Öksüren çocuğunuzun yüzü korkulu ve endişeli bir hal aldı ise
Öksüren çocuğunuz öksürük aralarında da göğüs ağrısı çekiyorsa
Öksürük solunum yoluna yabancı cisim kaçması ile oluştu ise
Öksüren çocukta verilen ilaçlara rağmen ateş düşmüyorsa
Öksürükle kan tükürüyorsa
Çocuğunuz çok hasta görünüyor ve siz onun bu durumundan aşırı endişeleniyorsanız.

7 Aralık 2007 Cuma

www.cocuklacocuk.com

Çocuklacocuk ekibi arkadaşlarım beni bugün duygulandırdı.Uzun zamandır kıskandığım binbir çeşit kitap ayraçlarından 'en beğendiğimi' bana doğum günü hediyesi olarak verdiler.İnsan beklemediği zamanlarda istediği bir hediyeye sahip olunca nasıl da sevinirmiş böyle...İnce arkadaşlarım benim....Blog oluşturmaya onların sayesinde başladım.Şimdi onlar işi daha da ilerleterek kendi sitelerini,çocuklacocuk'u oluşturdular. Harika şeyler yapıyorlar .Çocuklar için binbir çeşit oyuncak ve etkinlik onların içten yazı diliyle birleşince daha da güzelleşiyor.Ziyaret etmenizi öneriyorum....

cuma....

Kışın getirdiği evcimenlik hepinizin üzerine yansımıştır.Kızım okula gitmeden akşam yemeklerini dışarıda yemek çok hoşuma giderdi.Eşim eve çıkmadan ana kız hazırlanır beraber dışarıya bir yerlere gider ,yemeklerimizi yer,paylaşacak anı birirktirirdik.Şimdi ise bir saatten sonra ders çalıştırmanın bıkkınlığından mıdır nedir dışarı adım atasım olmuyor.Geçen sene blogla ilgilenirken gece 22.00 gibi bilgisayarın başına geçerdim.Keyifle yazılarımı yazar,arkadaşlarımın bloglarını üşenmeden ziyaret ederdim.Sabah 7.00 da kalkınca akşam 10.30 demeden uykuya yenik düşüyorum.
Bu üşengeçliğime bir son vereyim derken gene hastalandım ve gribin o ezici yorgun bitap halleriyle başbaşa kaldım.İki gündür Ankara'da olan eşimde evde olmayınca gerçekten bu şehirden sıkıldığımı hissettim.Gündüzleri hasta hasta bunalmamak için kendimi dışarlara atsam da kış geceleri yalnız oturmaktan hiç zevk almadığımı anladım.Kumandayı ele geçiren eşime kızıp durduğum televizyonu bile seyretmedim.Onla didişerek bişeyleri yapmak daha keyifliymiş:)))
Neyse o bugün dönüyor.Haftasonu başlıyor.Hepsi mutluluk verici benim için...

Bugün gene eskilerden kalma bir tarif yayınlayacağım.Çok pratik ama bununla beraber inanılmaz lezzetli bir tarif.
Ben 3 kişi olduğumuz için miktarları az tuttum.Siz ev hanesine göre çoğaltabilirsiniz.Fırın makarnada un tadını sevmediğim için deneme yanılma yöntemiyle bulduğum tariflerden bir tanesi.Ben fırın yemeklerimin hepsinde yağlı kağıt kullanıyorum .Hem temizlik hem de yapışmaması açısından kullanışlı oluyor....

Fırında kolay makarna...



Malzemeler;

Yarım paket spagetti makara

Yarım paket Labne peynir

2 yumurta

2 tatlı kaşığı zeytinyağ

tereyağ

yarım bardak yoğurt

isteğe bağlı baharatlar

Hazırlanışı;

Makarnalar haşlanır ve süzülür.Diğer tarafta tereyağ harici bütün malzemeler karıştırılır.Süzülüp soğuyan makarna ile karıştırılır.Bir borcama bu karışım dökülür. Tereyağlar azar azar üzerine küçük parçalar halinde konulur.Bu sizin ne kadar kalori veya lezzet istediğinize bağlı olarak değişir.170 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirilir.Sonra afiyetle yenir.

5 Aralık 2007 Çarşamba

cheesecake...







Uzun zaman önce çocuklaçocuk ekibi arkadaşlarım için hazırladığım cheseecake i şimdi yayınlıyorum.Tamamiyle Dr Oetker ürünü aslında...Denemek isteyip de olur mu acaba diyenler için fotoğrafladım.Ben beğendim...

Tarif paketin arkasına yazıyor!...
Arkadaşım aynısını yapacağını söyleyince birden yayınlamadığım aklıma geldi.Daha once yayınladığım kolay cheesecake tarifimi de deneyebilirsiniz.

Blog için fotoğrafladığım ve yayınlamadığım bir sürü fotoğraf birikti.Kelimeleri ir araya toplayabilirsem hepsini yayınlayacağım.


Bu arada Melis'den hastalık ilk olarak bana geçti....Mandalina ,portakal kafi gelmedi anlayacağınız.

Okul hayatımız 2-3 haftadır daha da kolaylaştı.Melis okuma-yazmayı benim sihirli biraz da kararlı değneğimle öğrendikten sonra tabii...Öğretmenin de hakkını yememek lazım:))))

Gelecek sene 1.sınıfa gidecek çocuğu olan annelere vakitlerini iyi geçirmelerini öneririm zira bu iş gerçekten zormuş....

Artık işin keyifli kısmına geçtik.Onun seviyesinde kitapları okuyup,okumasını hızlandırmaya çalışıyoruz.



Bu da dolaplardan kendi kendine bulup taktığı tülbentle kendini çok güzel hissettiği anlardan birinin fotğrafı....

3 Aralık 2007 Pazartesi

mandalina,portakal......

Melis gene grip oldu.Kayserinin soğuk havasında tenefüslerde bahçede oynamanın cezası oldu bize....Cuma günü hafiften başladı nezlesi.Cumartesi günü kalktığında her zamanki burun tıkanıklığı diye fazla önemsememiştim.Kahvaltıdan sonra org kursuna gittik .Çıkışta arkadaşlarıyla sinemaya götürdüm.Sinema da hafif hafif ateşi çıkmaya başladı.Sinema çıkışı Mc donald's yediriphemen eve getirmeyi planlarken yiyemeyeceğini söyleyince gerçekten hasta olduğunu anladım. Eve gelirken doktora uğradık. ilaçlarını alıp,içirdikten sonra hemen yatırdım.Neyseki fazla ağırlaşmadan dirilmiş kalktı.Cumartesi gecemiz Melis'in sızlanmalarını dinlemekle geçti.Bu aşamada evin annesi konumunda vitamin ihtiyacımızı gidermek için mandalina portakal ne varsa sıkmaya başladım.Hepimize birer bardak karışık meyva suyu hazırladım.Evde bir kişi hastalandığında otomatik olarak birer gün arayla hepimiz hastalanırız. İnşallah bu sefer bana ve eşime geçmezde geri gelen enerjimizi kaybetmeyiz.

30 Kasım 2007 Cuma

Soğuk bir güne uyandım.....

Soğuk bir güne uyandım bugün.Kayseri soğuk yüzünü gösteriyor bana.Her taraf buz tutmuş ne kadar kendimi iyi hissettirmeye çalışsamda başaramıyorum.Bir kaç haber dinleyeyim diye televizyonu açtım daha da kötü oldum.Isparta uçaı düşmüş ve kurtulan olmamış.Sürekli seyahat halinde olduğum için beni çok etkiledi bu haber.Oldum olası sevmem zaten uçakları.İnsanoğluyuz ama! Birkaç gün sonra bu haberleri unutup gene de biniyoruz, küçük şirketlerin kötü kötü uçaklarına....Bir seferinde Onur air'in bir uçağında iniş sırasında kulak zarlarım patlayacaktı...Ona bile razı oluyor insan sağlıklı bir şekilde inmek için yere....Uçakta yakınları bulunanlara allahtan sabır diliyorum...

Hayat her daim devam ediyor.Fotoğrafladığım bu çalışma yazdan beri yayınlanmayı bekliyor aslında.Fotoğraflarını güzel çekemediğim için yayınlamakta kararsızdım lakin uzaktaki arkadaşlarımla paylaşmak adına bugün resimleri bloğa yükledim.Benim sabır taşlarım onlar.Bütün yaz , kısa bir sürede bitebilecekken elimde süründü.İç sıkıntımın bir sembolü oldu benim için.Sabretmeyi hatırlatacak bana her zaman...

Kızım şimdi sağlıklı....Mutluluğum hayatın günlük sıkıntılarına yenik düşmüyor,her daim gülümsüyorum.Mutluyum çünki insan bu tip sıkıntılardan geçerken çevresindeki insanları daha iyi tanıyabiliyor.Şimdiye kadar kurduğum arkadaşlıkların ne kadar doğru olduğunu,ailenin ne kadar önemli olduğunu,ciddi bir sağlık problemi olmadığı sürece küçük mutsuzlukların ne kadar önemsiz olduğunu anladım.Daha da büyüdüm,daha da sarıldım arkadaşlarıma ve aileme....Şimdi sadece bu taşlarda kaldı geçirdiğim o günler.O da beni oluşturduğu için her gün bakabileceğim bir yerde asılı kalıp hatırlatacak bana mutlu olmam gerektiğini....

Bloğumla ilgilenemediğimin farkındayım.Bana yorum gönderen arkadaşlara bile cevap yazamadım.Yoğun geçiyor günler.Bir bilgisayarım ,bir modemim bozuldu derken benim de blog modum düştü.Bundan sonra inşallah bir sorun çıkmaz ve günlük yazılarıma devam edebilirim...



Bu çalışmada deniz taşları,pasta rölyef ve akrelik boya kullandım.Taşları ahşap tutkalıyla yapıştırıp aralarını derz dolguyla doldurdum.Geriye akrelik boyayla boyamak kaldı.Çalışmayı sunta üzerine yaptım.Böylece taşların yapışması daha kolay ve sağlam oldu.
Hepinize iyi haftasonları diliyorum...

21 Kasım 2007 Çarşamba

YAŞ 35

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; ,
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu. ,
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.

Cahit Sıtkı Tarancı

13 Kasım 2007 Salı

sakin bir gün ve ayva marmeladı....



Kışın evde oturup miskinlik yapmaya bayılırım.Aylardan beri ilk defa bugün fırsat bulup evde sadece kendime ait vakit geçirdim.
Sabah kızımı okula gönderdikten sonra 12 ye kadar süren deliksiz bir uyku...ardından gazetem ve kahvem eşliğinde bir kahvaltı.Sadece cd den gelen hoş bir müzik eşlik etti bana...

Uzun zamandır bitirmeye çalıştığım kitabımı tamamlamanın verdiği mutluluğu yaşarken bir de baktım saat 16.00 a yaklaşıyor.Kızımın gelmesine 5 dakika kalmış.Keyif saatlerimin çoğunu uykuda harcamışım.Çok uyumanın verdiği enerjiyi üzerimde hissettim bir an.Kendimi anne hissettirecek bir şey yapmaya karar verdim.

Bilgisayarı açtım ve tarif aramaya başladım.Bir blogda ayva marmelatı tarifi gördüm ve hemen yapmaya başladım.Kolay bir tarifti ve bütün malzemeler elimde vardı.Ben de çok severim ayva marmelatını...

Malzemeler

5 adet ayva

1 adet elma

16 yemek kaşığı şeker

1 çay bardağı su

bir tane tarçın(çubuk tarçın)

azu edilirse 2 tane karanfil(ben tadını sevmediğim için karanfil kullanmadım.)

Yapılışı

Ayvalar ve elma rendelenir.Tencereye konulur.Ayva çekirdeleri ise renk vermesi için ayıklanarak konulur.Miktarı siz belirleyin.Ben 2 ayvanın çekirdeklerini koydum.Üzerine şeker ve çubuk tarçın konulur.Son olarak suyu ilave edelim ve yaklaşık 1.5 saat kısık ateşte kaynatalım.Suyu azaldıkça yarım çay bardağı daha kaynar su ilavesiyle altının yapışmasını önleyelim.


Evi saran o müthiş kokuyu size anlatamam...Marmelat kokusu bana küçüklük günlerimi anımsattı.Annemin yaptığı marmelatlara benzemese de kokusuyla beni mutlu etmesi herşeye değdi...

8 Kasım 2007 Perşembe

Yaş 35 e yaklaşınca sorgulamalarımı artırdım hayata dair.Bir nehir misali akıp gidiyor hayat ve ben onu durduramaz hale geldim.Şimdiye kadar hayatımla ilgili birçok seçimim oldu.Herbiri gerçek dönemeçlerdi benim için...Hiçbirinden vazgeçemezmişim gibi üzerime yapıştırdım.Hep korkuyorum bu düşüncelerimden...Beni mutsuzluğa sevkediyor sebepsizceymiş gibi.Özlemlerimi daha ne kadar bir kenara atarım bilemiyorum.Akan nehirde giderken karşımıza çıkan büyük taşlar sadece bir anlık duraksamalar yaratıyor.Geriye dönmek mümkün olmadığına göre akıntıya boyun eğmeden hayatı özümseyerek ağır aksak ilerlemeli nehirde...Bir gün denize ulaşacağımızı hayal etmeyi bırakmadan tabii ki....

6 Kasım 2007 Salı

...........

Sonunda Kasım ayı geldi.Kasım'ın soğuk yüzü beni her zaman mutlu etmiştir.Yağmurlu karanlık havalar,kendimle başbaşa kalacak ortamı hazırlar bana...
Geçtiğimiz 2 ay benim için çok hızlıydı.Kaldıramayacağı yükler gibi geldi omzuma.Kafamı toparlama fırsatını daha yeni buluyorum.Sanki bütün yük benim üzerimdeymiş gibi geliyor.Eve döndükten sonra okul koşuşturmaları,biraz olsun unutturmuş bana yaşadıklarımı...Şimdi şimdi bazen sahneler aklıma geliyor ve gözlerimin dolmasına engel olamıyorum.Bugün kızımın doğum günü....
Allah onu bana bir hediye olarak gönderdi ve her gün bu hediye için ona şükrediyorum.Bir çocuğun kaldıramayacağını düşündüğüm şeyleri kolaylıkla atlatmayı başardı.Onun o güçlü hali beni daha da şevklendiriyor.Ona sarıldığım her dakikanın kıymetini biliyorum artık....
Biricik kızım sana mutlu yıllar diliyorum...