31 Ocak 2008 Perşembe
2 şey
İki şey "Kalitesiz İnsan" ın özelliğidir :
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller :
1 - Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı "Nitelikli İnsan" yapar :
1- İradeye Hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey "Ekstra Değer" katar :
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır :
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar :
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır :
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller :
1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir :
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)
ada....ve sobeee...

(Bir mailde geldi bu yazı bana...okuyunca kendimden bir şeyler buldum.Kuşların hikayesini daha önce okumuştum.Bazen bir yazarın benden önce hissettiklerimi düşünüp yazıya dökebilmesini kıskanıyorum bu da o yazılardan bir tanesi....)
sevgiyle kalın....
Dağlarca’nın çocuklar için yazdığı kitaplar birer başyapıt olarak değerlendirilebilir. Çocuklar bu kitaplardan Türkçenin en güzelini, masalların en şiircesini öğrenir, büyük bir ozanın yaratıcı hayal gücü onlara düşünmenin ve hayal kurmanın en iyi örneklerini sunar. Okulumuz 1’deki, Okulumuz 2’deki Okulumuz 3’teki şiirleri çocuklara ilkokul öğrencilerine şiir’li bir yolculuk vaadediyor. Okulumuz 1, okula başlayan çocuğun ilk izlenimlerini, Okulumuz 2’deki şiirler küçük öğrencinin Mustafa Kemal sevgisini anlatıyor. Okulumuz 3’teki şiirler ise çocuklara anadilini sevdirirken, yeryüzünü ona yaklaştırıyor.....
30 Ocak 2008 Çarşamba



Bütün anneler gibi,ben de tatilde kızımı oyalayabilmek için büyük çaba sarfediyordum.Kayseri karlar altında kaldı.Yaklaşık bir metre kar var evimizin bahçesinde.Kayseri-Ankara karayolu bile kapanmış.Evden çıkmaya imkan yok.İnsanın soğukta çıkası da gelmiyor aslında.Kızım arkadaşlarım diye tutturmasa benim halimden şikayet ettiğim yok.Allahtan annem yanımızda da biraz onunla da vakit geçiriyoruz.Evde tek başına olmak ikimizin de sevdiği birşey değil...
24 Ocak 2008 Perşembe
Hayatın Özeti ve okullar tatil oluyor!
Bu fotoğraf ve başlığı çok hoşuma gitti...Fotoğrafın başlığı'Hayat'ın Özeti'.....Yarın okullar tatil oluyor.Birinci sınıf annesi olarak bu karneyi kendime itaf ediyorum.Ben de kızımla beraber çok çalıştım ve tatili hak ettim.Sadece 1-2 saat daha uyuyup dinç olabilmek istiyorum.Kızımla ders harici vakit geçirebileceğim için de mutluyum.Öğretmenimizin verdiği tatil ödevimizi de çok beğendim.Kızımla artık günlük tutacağız.Yaşadıklarını yazıya dökebilmesi çok hoşuma gidecek.Kırtasiyeye gittim ve onunda beğeneceğini bildiğim bir günlük satın aldım.Eve gelince gerçekten hemen başlamak istedi.Onun ödev olarak algılamadığı bir görev oldu bize.....
Eski günlüklerimi hala saklıyorum.O ilk genç kızlık hayallerimi ve düşüncelerimi ara ara okumak bana yaşam enerjisi veriyor ve hala var olan hayallerimin bir adım gerisindeysem ona ulaşma çabaları içine giriyorum.Kızımın önünde koskoca bir yaşam var.Şimdilik hayalleri benim ona karşılayacağım cinsten olsa da ,yazdıklarını ilerde okuyunca gülümsemesine sebep olacağını biliyorum....
Tüm okullu çocuklarımıza ve annelerine iyi tatiller diliyorum.
21 Ocak 2008 Pazartesi
Kronobiyoloji
İnsanoğlu 24 saatte tam 24 kez değişiyor. Ruh hali, vücut ısısı, tansiyon, kalp atışı, hormonlar sürekli uğraş halinde oluyor. Biyologlar, doktorlar ve farmakologlar bu olağanüstü duruma "Kronobiyoloji" adını veriyorlar.
İşte bedenin 24 saatlik faaliyet raporu.
06.00
Kortizon salgılamasıyla organizma uyanıyor. Bu uyanma vücut için kendini yavaşca kalkmaya hazırlama işareti. Metabolizma hareketleniyor, günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır oluyor.
07.00
Vücut hâlâ zayıf. Spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenirsiniz. Spor yerine kahvaltı edin, sindirim bu saatte mükemmel çalışıyor.
08.00
Libidonun en yüksek olduğu saat. Fazla miktarda hormon salgılanıyor. Sigara tiryakileri için de durum aynı. Kahvaltı sigarası damarları her zamankinden daha fazla çok daraltıyor.
09.00
Vücudun dinç, kuvvetli olduğu saat. Herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zaman. İğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülüyor, vücut röntgen ışınlarına karşı daha dirençli oluyor.
10.00
Organizmanın kendine gelme, 'ben burdayım' deme saati. Fazla enerjik, vücut en yükes ısı seviyesinde. Verimliliğimiz de öyle. 'Kısa süre belleği' iyi durumda.
Bir önemli ayrıntı: 10.00 ile 12.00 arası enfarktüs olaylarına sık rastlanıyor.
HAZIR CEVAPLIK SAAT
11.00
Vücudun tam formunda olduğu, verimli olmaya programlı bir saat. Kalp ve dolaşım o kadar zinde ki yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir. Hazır cevaplık tavan yapar, özellikle hesap işleri, matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde, zorlanmadan çözülür.
12.00
Dinlenme saati. Dikkat azalıyor ve insanı uyku basıyor. Midedeki asit miktarı fazlalaşıp, beyindeki kan akımı azalıyor. Zira kan sindirim organlarını desteklemesi için mide tarafından kullanılıyor. Öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre enfarktüse %30 oranında az rastlanyor.
13.00
Vücut formdan düşüyor. Verimlilik gün ortalamasının %20 aşağısına iniyor. Bütün organlar en alt düzeyde çalışıyor, sadece safra öğle yemeğini hazmetme faaliyeti gösteriyor.
14.00
Bitkin oluruz. Çünkü tansiyon ve hormon düzeyi düşüyor. Diş doktorundan korkanlar için en uygun randevu saati. Çünkü bu saatte acı az hissediliyor. Lokal anestezi uzun süre devam ediyor (30 dk.).
HOŞ GELDİN ENERJİ
15.00
Enerji geri geliyor, bellek tam formunda. İkinci verimlilik dönemi başlıyor ama sabahkinden az. 16.00
Spor için en iyi saat. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumda.
17.00
Organların faaliyeti üst düzeye çıkıyor.Kuvvet artıyor, oksijen harcanıyor, böbrekler ve mesane çok çalışıyor. Tırnaklar ve saçın en çabuk uzadığı zaman. Midedeki asit miktarı fazlalaşıyor. 17.00'ye doğru mide kanaması geçirme riski artıyor.
18.00
Akşam yemeği için ideal saat. Pankreas bu saatte özellikle aktif.
19.00
Kan basıncı ve nabız tembelleşiyor. Bu nedenle kan basıncı düşüren ilaçlara dikkat, tehlikeli olabiliyorlar. antidepresanların tesiri de bu saatte daha fazla.
20.00
Karaciğerdeki yağ düzeyi düşüyor ve kirli kan kalbe her zamankinden daha fazla akıyor. Alerjisi olanlar ve astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. Etkisi hemen görülüyorr. Antibiyotikler de az dozda alınsa bile etkileri en üst düzeyde oluyor.
YEMEĞİ KESİYORUZ
21.00
Sindirim organlarının günlük görevi sona eriyor. Gelen herşey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalıyor ve bu çok tehlikeli. Kalan yemekler bağırsak sahasındaki mukozaya hücum ediyor.
22.00
Vücudun polisi akyuvarlar aktif hale geliyor. Sigara içenler dikkat! Bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri çok zor atıyor. 23.00 Organizma gün boyunca aktif faaliyet gösteren stres hormonunun salgılamasını durduruyor. Sakinleşip, rahatlıyoruz.
TATLI RÜYALAR
24.00
Uyurken deri hücreleri durmadan çalışıyor, gündüz olduğundan daha sık bölünüyor. İlk rüya safhası, yarım saat içinde rüya görmeye başlıyoruz.
01.00
Verim en alt düzeyde. Bu saatte çalışanlar hata yapabiliyor, dikkat azalıyor, çünkü vücut kendini uyumaya programlıyor.
02.00
Araba kullananlar dikkat: görme zayıflıyor, tepkiler yavaşlıyor, kazalar bu saatte çok oluyor. 03.00
Bedenin de ruhun da en karanlık safhası. Melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapıyor. İntihar edenlerin sayısı fazlalaşıyor.
04.00
Stres hormonundan enerji kazanıyoruz. Enfarktüs krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında çok oluyor; çünkü kan basıncı oldukça yükselip, damarlar geriliyor. Doğum yapma olasılığının en yüksek saati.
05.00
Erkeklik hormonu salgılanması artıyor. Strese hormonu bizi faaliyete geçiriyor ve gündüz değerinin tam 6 katına çıkıyor. Vücudumuz harekete geçiyor kaybolan enerji yeniden geri geliyor. Gelsin, yeni bir gün başlıyor.
ahşap boyama örnekleri....
FAYDALI BİR LİNK....
http://www.ataturkculuk.net/2008AtaturkTakvimi.htm
Takvimde istediğiniz günü tıkladığınızda Atatürk ile ilgili o güne dair bilgilere ulaşıyorsunuz...
---------------------------------------------------------------------------
.jpg)
Yeni bir haftaya merhaba dedim....Uzun zamandır bloğumu güncelleyemedim.Annem bel fıtığı ameliyatı olduğu için 1 haftadır onunla ilgileniyordum.Ondan öncesi de ameliyat öncesi stresi...10 Ocak 2008 Perşembe
kapılar........
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Bir kapı daha.......
.jpg)
7 Ocak 2008 Pazartesi
ahşap boyama tepsi
3 Ocak 2008 Perşembe
hoşgeldin 2008
2008 den beklediklerim bir bir gerçekleşecek biliyorum...Piyongodan sadece amorti çıksa da umutsuzluğa kapılmak için daha çok erken!
28 Aralık 2007 Cuma
yılbaşı
24 Aralık 2007 Pazartesi
Bayram ve pratik rulo börek....
Güzel bir bayramı geride bıraktım.Ailenin sürekli bir arada olabildiği nadir zamanlar oluyor bayramlar.Bize de bunun keyfini çıkarmak kalıyor.Özellikle baba kız normal zamanlarda birlikte çok fazla vakit geçiremediği için ikisi için bayramlar ayrı bir önem kazanıyor.İstanbul'a yılbaşında gideceğim için bu sene evimizde kalmayı tercih ettik.Bir gün Melis'i babaannesine bırakarak güzel bir Kapadokya gezisi yaptık.Havanın buz gibi ve karlı olması dışında keyfimizi bozacak hiçbir şey olmadı.
3. ve 4. günü ise yoğun bir bayram trafiği yaşadık...Geldi geçti bile işte...
Bu aralar hamaratlığım üstümde....Netten sürekli kolay ve pratik ama bir o kadar da lezzetli olabilecek tarifler bulup deniyorum.Her seferinde başarılı olmuyor tabii ki...Lakin bu tarif çok başarılı ve lezzetli olduğu için sizinle paylaşmak istedim...
19 Aralık 2007 Çarşamba
18 Aralık 2007 Salı
faydalı bir link...topkapı sarayını gezin dolaşın...

17 Aralık 2007 Pazartesi
melis dağda....ve Boş Oda(vacancy)
Kayseri de kayak mevsimi başladı.Kızımı daha kayağa başlatmadığım için kızak keyfiyle yetinmek zorunda kalıyor.Çocuğunuza kızak kaydırmanın o kadar kolay olduğunu sanmayın.Tepeye kadar bilmem kaç kere çıkacaksınız.Anne yukarıdan bırakacak baba aşağıdan tutacak derken çocuk ne kadar keyif alıyorsa da defalarca yinelenen inme çıkma olayı anne ve babayı yıpratıyor.Bu sebeple en kısa zamanda kızıma kayak öğretmeye başlayacağım.Dağın benim için en güzel tarafı o temiz havayı içime çektikten sonra sucuk ekmek yemek ve üstüne dağ manzarasına karşı güzel bir kahve içmek...Yanında da iyi bir sohbet arkadaşı varsa değmeyin keyfime....
Kızım mutlu ben mutlu derken hava biren tipiye dönmeye başladı ve evimize dönüp geçen gün aldığım filmlerden birini seyretmeye karar verdik.Gerilim filmlerini nedense seviyorum bu aralar.Çayımızı demledik.Güzel bir böreği attım fırına,kızım arkadaşıyla biricik dizisi 'heps1'i seyrederken bizde film keyfi yaptık....Güzel bir pazar geçirdiğimi söyleyebilirim...Çocuklu ailelerin en büyük keyfi de bu olsa gerek...

filmin konusu ise şöyle;
Araları açık bir karı kocanın arabasının gecenin geç bir saatinde gözlerden uzak bir taşra yolunda bozulması akla hayale gelmeyecek bir kabusa yol açar. Çift şeritli ıssız ve karanlık bir otoyolda arabasız kalan David Fox (Luke Wilson) ve yakında boşanacağı eşi Amy (Kate Beckinsale) geceyi tuhaf ama zararsız görünümlü bir adam (Frank Whaley) tarafından işletilen döküntü bir motelde geçirmeye mecbur kalırlar. Son derece kirli ve her yeri dökülen odalarında sürekli didişen çift, gizli bir bölmede, rahatsız edici derecede gerçekçi görünen, ev yapımı işkence filmleri bulurlar. Kanlı mı kanlı bu video filmlerinin o an içinde bulundukları odada çekildiğini anlayınca, David ve Amy aralarındaki sorunları bir kenara bırakıp oradan kaçmak için el ele vermedikleri takdirde sadist film yapımcısının bir sonraki kurbanları olacaklarını anlarlar....
13 Aralık 2007 Perşembe
melis in dişleri.....

Kalıcı dişler 6-7 yaş dolaylarında çıkmaya başlar.18-20 yaş
dolaylarında 4 adet akıl dişlerin çıkmasıyla 32 ye tamamlanır.
1 Orta kesiciler------7 yaş
2 Yan kesiciler-------8 yaş
3 Kaninler-----------10 yaş
4 1. Küçük azılar-----9 yaş
5 2. Küçük azılar----11 yaş
6 1. Büyük azılar----6 yaş
7 2. Büyük azılar---12 yaş
8 3. Büyük azılar---18 yaşından sonra
kaynak.www.hekimim.com
12 Aralık 2007 Çarşamba
kitap yazısı...

Kızım okuma yazmayı öğrendiğinden bu yana dünyası değişti.Her haftasonu kitapçı ziyaretlerimizde daha bilinçli.Kendine uygun kitapları seçerkenki ciddiyetini görmenizi isterdim.Kitapları tek tek inceliyor başlıkları okuyor ve zevk alıp almayacağını düşünüyor.Bizim kitap okuma zamanlarımızda kendi kitabını alarak büyümüş havalarında yanımıza geliyor.Kızım için istediğim en önemli şeylerden biri isteyerek kitap okumasıydı ki bunu aşıladık galiba...
Paul Auster' in yeni romanını çıkar çıkmaz aldım.Hayal gücüne ve romanlardaki kurgusuna hayran kaldığım yazarlardan biri.Bana tavsiye etmek size de okumak düşüyor....
Eski hayat sigortacısı Nathan Glass, yakalandığı hastalıktan ötürü ölüme gün saymaktadır. Karısından boşanmış, emekli olmuş, tek kızından kopmuştur. Bir başına kalmak için, kimsenin kendisini tanımadığı Brooklyn'e gelir. Bir süre sonra nicedir kayıp olan yeğeni Tom Wood'la karşılaşır. Tom'un çalıştığı kitabevinin sahibi Harry Brightman da, kaderin Brooklyn'e sürüklediklerindendir. Tom ve Harry aracılığıyla dünyası genişleyen Nathan yepyeni dostlar edinir. Giderek başkalarının acıları ve yaşam savaşları kendi umarsızlığına ağır basacaktır... Günümüz Amerikan edebiyatının en seçkin yazarlarından Paul Auster'ın yeni romanı Brooklyn Çılgınlıkları, hiç kuşkusuz, en içten, en coşkulu kitabı. Üç kişinin Brooklyn'de kesişen yaşam çizgilerini ustalıkla ören roman, sıradan insan yaşamının görkem ve gizemlerine unutulmaz bir övgü. (Tanıtım Yazısından)
11 Aralık 2007 Salı
Karayip Korsanları 3 ve pratik etimek tatlısı

1 tatlı kaşığı limon suyu
10 Aralık 2007 Pazartesi
çocuklarda öksürük
Kızım hastalanıp öksürdüğünde hep huzursuzlanırım.Kış aylarnı annelere kabusa dönüştüren birşeydir bu. İlaç verirsin geçmez,bitkisel karışımlar denersin geçmez.Her annenin böyle karışımları vardır aslında...Ben de sizin için Çocuklarda öksürük ve bunun sebeplerini araştırdım.Hepinize iyi haftalar....Çocuklarda Öksürük
Çocuk öksürüğü aileleri en çok rahatsız eden hastalık belirtilerinden biridir. Çocuğu yorar, aileyi üzer ve uykuları böler.Ancak çocukta öksürüğe sebep olan birçok hastalık çok ciddi değil, sadece can sıkıcıdır.Öksürük sadece ciğerleri bakteriler, virüsler ve birtakım yabancı cisimlerin zararlı etkilerinden koruyan bir savunma mekanizmasıdır.
Öksürüğün sebebi nedir?
Çocuğunuz 3 aylıktan küçük 38 derece üzeri ateşli ve öksürüğü varsa
Çocuğunuzun öksürük nöbetleri ile birlikteaşağıdakilerden biri de varsa:
Nefes almakta güçlük,
Nefes alıp verirken hırıldama
Dudaklarında veya tırnaklarında morarma
Ağlarken veya konuşurken nefes kesilmesi
Nefes alıp verirken göğüsünde gözle görülebilen çökmeler
Katılmalar, öksürük esnasında 15 sn den fazla süren nefessiz kalmalar.
Nefes alma esnasında ses gelmesi
Bebeğiniz öksürük nedeniyle ememiyor veya biberonla beslenemiyorsa.(öncelikle burnunun tıkalı olup olmadığını kontrol edin)
Bebeğiniz öksürük aralarında rahatlıkla emebiliyor veya biberonla beslenebiliyorsa
Çocuğunuzda öksürükle birlikte hızlı soluk alıp verme varsa:
2 aydan küçük bebeklerde dakikada 60 solunumdan fazla ise
2-12 aylık arası dakikada 50 solunumdan fazla ise
1-5 yaş arası dakikada 40 solunumdan fazla ise
Öksüren çocuğunuzda dehidratasyon (vücutta aşırı su kaybı) belirtileri varsa
Öksüren çocuğunuzun yüzü korkulu ve endişeli bir hal aldı ise
Öksüren çocuğunuz öksürük aralarında da göğüs ağrısı çekiyorsa
Öksürük solunum yoluna yabancı cisim kaçması ile oluştu ise
Öksüren çocukta verilen ilaçlara rağmen ateş düşmüyorsa
Öksürükle kan tükürüyorsa
Çocuğunuz çok hasta görünüyor ve siz onun bu durumundan aşırı endişeleniyorsanız.
7 Aralık 2007 Cuma
www.cocuklacocuk.com
Çocuklacocuk ekibi arkadaşlarım beni bugün duygulandırdı.Uzun zamandır kıskandığım binbir çeşit kitap ayraçlarından 'en beğendiğimi' bana doğum günü hediyesi olarak verdiler.İnsan beklemediği zamanlarda istediği bir hediyeye sahip olunca nasıl da sevinirmiş böyle...İnce arkadaşlarım benim....Blog oluşturmaya onların sayesinde başladım.Şimdi onlar işi daha da ilerleterek kendi sitelerini,çocuklacocuk'u oluşturdular. Harika şeyler yapıyorlar .Çocuklar için binbir çeşit oyuncak ve etkinlik onların içten yazı diliyle birleşince daha da güzelleşiyor.Ziyaret etmenizi öneriyorum....
cuma....
Bu üşengeçliğime bir son vereyim derken gene hastalandım ve gribin o ezici yorgun bitap halleriyle başbaşa kaldım.İki gündür Ankara'da olan eşimde evde olmayınca gerçekten bu şehirden sıkıldığımı hissettim.Gündüzleri hasta hasta bunalmamak için kendimi dışarlara atsam da kış geceleri yalnız oturmaktan hiç zevk almadığımı anladım.Kumandayı ele geçiren eşime kızıp durduğum televizyonu bile seyretmedim.Onla didişerek bişeyleri yapmak daha keyifliymiş:)))
Neyse o bugün dönüyor.Haftasonu başlıyor.Hepsi mutluluk verici benim için...
Bugün gene eskilerden kalma bir tarif yayınlayacağım.Çok pratik ama bununla beraber inanılmaz lezzetli bir tarif.
Ben 3 kişi olduğumuz için miktarları az tuttum.Siz ev hanesine göre çoğaltabilirsiniz.Fırın makarnada un tadını sevmediğim için deneme yanılma yöntemiyle bulduğum tariflerden bir tanesi.Ben fırın yemeklerimin hepsinde yağlı kağıt kullanıyorum .Hem temizlik hem de yapışmaması açısından kullanışlı oluyor....
Fırında kolay makarna...
Malzemeler;
Yarım paket spagetti makara
Yarım paket Labne peynir
2 yumurta
2 tatlı kaşığı zeytinyağ
tereyağ
yarım bardak yoğurt
isteğe bağlı baharatlar
Hazırlanışı;
Makarnalar haşlanır ve süzülür.Diğer tarafta tereyağ harici bütün malzemeler karıştırılır.Süzülüp soğuyan makarna ile karıştırılır.Bir borcama bu karışım dökülür. Tereyağlar azar azar üzerine küçük parçalar halinde konulur.Bu sizin ne kadar kalori veya lezzet istediğinize bağlı olarak değişir.170 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirilir.Sonra afiyetle yenir.
5 Aralık 2007 Çarşamba
cheesecake...
Arkadaşım aynısını yapacağını söyleyince birden yayınlamadığım aklıma geldi.Daha once yayınladığım kolay cheesecake tarifimi de deneyebilirsiniz.
Bu da dolaplardan kendi kendine bulup taktığı tülbentle kendini çok güzel hissettiği anlardan birinin fotğrafı....
3 Aralık 2007 Pazartesi
mandalina,portakal......
30 Kasım 2007 Cuma
Soğuk bir güne uyandım.....
Hayat her daim devam ediyor.Fotoğrafladığım bu çalışma yazdan beri yayınlanmayı bekliyor aslında.Fotoğraflarını güzel çekemediğim için yayınlamakta kararsızdım lakin uzaktaki arkadaşlarımla paylaşmak adına bugün resimleri bloğa yükledim.Benim sabır taşlarım onlar.Bütün yaz , kısa bir sürede bitebilecekken elimde süründü.İç sıkıntımın bir sembolü oldu benim için.Sabretmeyi hatırlatacak bana her zaman...
Kızım şimdi sağlıklı....Mutluluğum hayatın günlük sıkıntılarına yenik düşmüyor,her daim gülümsüyorum.Mutluyum çünki insan bu tip sıkıntılardan geçerken çevresindeki insanları daha iyi tanıyabiliyor.Şimdiye kadar kurduğum arkadaşlıkların ne kadar doğru olduğunu,ailenin ne kadar önemli olduğunu,ciddi bir sağlık problemi olmadığı sürece küçük mutsuzlukların ne kadar önemsiz olduğunu anladım.Daha da büyüdüm,daha da sarıldım arkadaşlarıma ve aileme....Şimdi sadece bu taşlarda kaldı geçirdiğim o günler.O da beni oluşturduğu için her gün bakabileceğim bir yerde asılı kalıp hatırlatacak bana mutlu olmam gerektiğini....
Bloğumla ilgilenemediğimin farkındayım.Bana yorum gönderen arkadaşlara bile cevap yazamadım.Yoğun geçiyor günler.Bir bilgisayarım ,bir modemim bozuldu derken benim de blog modum düştü.Bundan sonra inşallah bir sorun çıkmaz ve günlük yazılarıma devam edebilirim...
21 Kasım 2007 Çarşamba
YAŞ 35
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; ,
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu. ,
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı Tarancı
13 Kasım 2007 Salı
sakin bir gün ve ayva marmeladı....
8 Kasım 2007 Perşembe
Yaş 35 e yaklaşınca sorgulamalarımı artırdım hayata dair.Bir nehir misali akıp gidiyor hayat ve ben onu durduramaz hale geldim.Şimdiye kadar hayatımla ilgili birçok seçimim oldu.Herbiri gerçek dönemeçlerdi benim için...Hiçbirinden vazgeçemezmişim gibi üzerime yapıştırdım.Hep korkuyorum bu düşüncelerimden...Beni mutsuzluğa sevkediyor sebepsizceymiş gibi.Özlemlerimi daha ne kadar bir kenara atarım bilemiyorum.Akan nehirde giderken karşımıza çıkan büyük taşlar sadece bir anlık duraksamalar yaratıyor.Geriye dönmek mümkün olmadığına göre akıntıya boyun eğmeden hayatı özümseyerek ağır aksak ilerlemeli nehirde...Bir gün denize ulaşacağımızı hayal etmeyi bırakmadan tabii ki....6 Kasım 2007 Salı
...........
Geçtiğimiz 2 ay benim için çok hızlıydı.Kaldıramayacağı yükler gibi geldi omzuma.Kafamı toparlama fırsatını daha yeni buluyorum.Sanki bütün yük benim üzerimdeymiş gibi geliyor.Eve döndükten sonra okul koşuşturmaları,biraz olsun unutturmuş bana yaşadıklarımı...Şimdi şimdi bazen sahneler aklıma geliyor ve gözlerimin dolmasına engel olamıyorum.Bugün kızımın doğum günü....
Allah onu bana bir hediye olarak gönderdi ve her gün bu hediye için ona şükrediyorum.Bir çocuğun kaldıramayacağını düşündüğüm şeyleri kolaylıkla atlatmayı başardı.Onun o güçlü hali beni daha da şevklendiriyor.Ona sarıldığım her dakikanın kıymetini biliyorum artık....
Biricik kızım sana mutlu yıllar diliyorum...
25 Ekim 2007 Perşembe
Yükseklik Korkusu (Vertigo)

24 Ekim 2007 Çarşamba
çilekli rulo pasta...10 dak. da hazır...
23 Ekim 2007 Salı
ilk sınav ve istek üzerine formalı bir fotoğraf:)))

16 Ekim 2007 Salı

Yapılışı
Pudra şekerini kalın tabanlı bir tencerede, kısık ateşte, hiç karıştırmadan eritin.Karamel rengi alınca fırına dayanıklı 6 küçük kabın içine bölüştürün. Karamelin kabın dibine rahatça yayılması için mümkünse kapları fırında boş olarak biraz ısıtın.Sütü ılıtın. Ilık sütü vanilya, yumurta yumurta sarıları, şeker ve bir tutam tuz ile şeker tamamen eriyene kadar karıştırın.Sütlü karışımı karameli koyduğunuz kaplara bölüştürün.(Karışımın çok sıvı olması biraz tedirgin ediyor ama pişince katılaşıyor, merak etmeyin) Kapları fırın tepsisinin içine koyun ve tepsiyi alttan ikinci rafa yerleştirin. Tepsiyi tamamen sıcak su ile doldurun. 175° ısıtılmış fırında 50 dakika pişirin.Buzdolabında en az 7-8 saat dinlendirdikten sonra kalıbın kenarlarını bıçak yardımıyla gevşetip, tabağa ters olarak çıkarın ve servis yapın.
Krem karamel i oldum olası çok severim. Pastalara oranla daha az kalorili olduğu için rejim gunlerim için bu tarifi seçtim. Artık her şey kolay krem karamelin de hazır olanları çıktı. Ben denedim tarif kadar olmasa da lezzetli....
11 Ekim 2007 Perşembe
8 Ekim 2007 Pazartesi
önüm arkam sağım solum sobe.....
Uzun zamandır sobelere yanıt vemiyordum.Dostum ilerigeri beni sobelemiş.Onu kırmak olmaz dedim başladım yazmaya....

Fazla TV seyreden biri değilim.Belirli takıntılı dizilerim vardır ama.Gününü ve saatini bilir televiyonun karşısına geçer keyfini çıkartırım.
Fanatik bir Nip-Tuck izleyicisiyim.Yeni sezonunu dört gözle bekliyorum.Pazar gecelerimin değişmezleri arasındadır.Her bölümün sonunda, çikolata yemişim de ağzımda harika bir tad kalmış hissiyle uyumaya giderim.
Cnbc-e dizilerinden '24' de sevdiklerim arasında...
Türk dizilerden ise Bıçak Sırtı'na yeni başladım.Konusu ve oyuncular beni içine çekti.Sevdiğim fakat cuma akşamı olamasından dolayı düzenli takip edemediğim 'Hatırla Sevgili 'yi de unutmamam gerekiyor.Vakit buldukça kaçırdığım bölümleri You tube dan seyrediyorum.Şİmdiden 2 bölüm birikti....

Kitap 177 sayfa olduğu için size 87.sayfadan alıntı yapacağım.....
-Bal gibi de biliyorum.
-Matmazel,insan annesi ile babası arasındaki münasebetin esas mahiyetini hiçbir zaman bilemez.Hadiseleri ancak şahit olduğumuz kadarıyla takdir ederiz.Halbuki bütün arıza daha biz doğmadan yaşanmış tecrübeden kaynaklanıyor olabilir.
Bu kitabı elime aldıktan sonra babannelerin,büyük teyzelerin ağzından yaşanmışlıkları okumaktan sıkıldığımı fark ettim.Öylesine okunacak bir kitap...
Ben de çocuklacocuk arkadaşlarımı 'dizi sobesiyle' sobeliyorum....
6 Ekim 2007 Cumartesi
gizem
İnsanoğlu her ne kadar uzaya çıksa da bundan binlerce yıl öncesine ait bazı nesnelerin üzerindeki esrar perdesi hala aralanamıyor. İngiliz bilim ve teknoloji dergisi Focus ,son sayısında bugünün teknolojisiyle bile üretilmesi zor olan gizemli nesnelerden bazılarını tanıttı... Çok ilgimi çeken bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.
Geleceği gören harita
Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu'nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818'de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis'in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.
2000 yıllık pil Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938'de Irak'ın başkenti Bağdat'ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi 'dünyanın en eski pili' olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800'lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.

.jpg)




